Sakarya Büyükşehir Belediyesi Aralık ayı Kültür Sanat Etkinlikleri ‘Bir Osmanlı Filozof, Fakîh ve Tarihçisi: Kemalpaşazade’ paneli ile devam etti. AKM’de gerçekleştirilen programa Prof. Dr. İlyas Çelebi, Prof. Dr. Ömer Mahir Alper, Doç. Dr. Ahmet İnanır ve Yrd. Doç. Dr. Abdurrahman Atçıl konuşmacı olarak katılırken; panelin moderatörlüğünü ise Prof. Dr. Fuat Aydın üstlendi.

 Binanın içini güzelleştiren bir kişilik

Panelde ilk olarak söz alan ve Kemalpaşazade’nin kelami görüşleri üzerinde duran Prof. Dr. İlyas Çelebi şunları anlattı; “Kemalpaşazade yaklaşık 200 civarında eser telif etmiş bir zattır. Bunlardan 3-4 tanesi iman nedir, ne değildir üzerine yazdığı risalelerden oluşmaktadır. Kuran-ı Kerim’in mahlûk olup olmadığına, tekfir (Kâfir sayma) bahislerine, tafdil (birini diğerinden üstün tutma) meselesine, kader, mucize, Şia konularına ilişkin risaleleri de bulunmaktadır. Kemalpaşazade, ‘Şeriatın ortaya koyduğu bir hükmü delerek örfle bir insanın öldürülmesi kabul edilemez. Bu fetvayı veren müftü de günahkârdır’ diyerek örfe dayanarak insan katli olaylarına karşı çıkmıştır ve bu önemli bir husustur. Kemalpaşazade’nin okuduğum risalelerinde görülen şudur ki; temel kurguyu şer’in belirlediği sınırlar içinde kurar, binanın içini güzelleştirme noktasında tasavvuftan da, felsefeden de, kelamdan da faydalanır.”

 40’a yakın felsefi eser verdi

Kemalpaşazade’nin filozof yönüyle ilgili değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Ömer Mahir Alper ise, “Kemalpaşazade felsefenin veya filozofun ortaya çıkması için gereken bütün şartlara haiz bir zaman mekânda dünyaya gelmiştir. Kemalpaşazade’ye kadar İbn-i Sina, Fahreddin-i Razi, İbn-ul Arabi, Sadrettin Konevi, Davut Kayseri, Kudbettin Şirazi, Cürcane ve benzeri pek çok isim gelmiş geçmiştir. Kemalpaşazade kendisinden önce gelenlerin birikimine vakıf bir insandır ve sürüp giden zincirin halkası içinde yer almıştır. Bu zincirin içinde yer almak bir yandan süreklilik, bir yandan ise farklı görüşler ortaya koymayı gerektirmektedir. Kemalpaşazade tarafından yazılan eserlerin 40 kadarı felsefi eserlerdir. Bu eserlerin odaklandığı en önemli alan ise varlık felsefesine ilişkin olandır. Kemalpaşazade varlık felsefesi alanında önemli çalışmalar gerçekleştirmiştir” diye konuştu.

 Eleştirel bir fakîh

Kemalpaşazade’nin fakîhlik yönü üzerinde konuşan ve Osmanlı fakîhlerinin ve özelinde Kemalpaşazade’nin yaşadıkları zaman içinde karşılaştıkları en büyük problemin o döneme kadar çok fazla Hanefi fakîhi olması olduğunu dile getiren Doç. Dr. Ahmet İnanır, “Osmanlı fakîhleri arasında da, ‘Şu konuda hangi fakîhin görüşünü öne çıkaracağız’ tartışması olmuştur. Kemalpaşazade ulema arasında ortaya çıkan görüş ayrılıklarının üstesinden gelmek için önemli bir tasnif yöntemi oluşturmuş ve bu dünya üzerinde pek çok âlim tarafından kabul görmüştür. Kemalpaşazade’nin fıkıh geleneğinin kaynağı ise Molla Lütfi’dir. Molla Lütfi’nin öğrencileri geleneği olduğu gibi takip eden değil eleştiren öğrenciler olarak tanınmaktadır. Kemalpaşazade de bu yönünü eserlerine yansıttığı için pek çok eleştiriye maruz kalmıştır. Osmanlı’da önemli konulardan birisi olan para vakıfları konusunda ilk makaleyi yazan kişi de Kemalpaşazade’dir” şeklinde konuştu.

 10 ciltlik Osmanlı Tarihi eserinin sahibi

Panelin son konuşmasını ise Kemalpaşazade’nin tarihçi yönü üzerinde duran Yrd. Doç. Dr. Abdurrahman Atçıl gerçekleştirdi. Atçıl konuşmasında, “1501-1502 tarihleri civarında II. Beyazıt Kemalpaşazade’yi Osmanlı tarihini yazmakla görevlendirmiş, Kemalpaşazade ise yaklaşık 8 yıllık bir çalışmadan sonra ilk 8 Osmanlı sultanının saltanatları devrinde olmuş olayların 8 ciltlik tarihini padişaha teslim etmiştir. Daha sonra Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman devrinde olan olayları anlatan 2 cilt daha ekleyerek, 10 ciltlik bir eser ortaya çıkarmıştır. Kemalpaşazade’ye modern tarihçilik açısından baktığımızda profesyonellik bakımından şimdiki tarihçiler gibi üniversitede ya da bir medresede tarih dersi vererek hayatını kazanan birisi değildir. Kemalpaşazade’nin sahip olduğu tarih yazıcılığı üslubunun modern tarihçilikten çok farklı olmadığını söyleyebiliriz. Farklı olan yönü ise modern tarihçiliğin objektif olması yönündendir, Kemalpaşazade’nin böyle bir kaygısı yoktur çünkü Osmanlı tarihini yazarken II. Beyazıt’tan 35 bin akçe almıştır. Modern tarihçilik açısından ele aldığımızda onun yaptığını, ‘Tarihçilik ve buna ilaveten sosyal ve siyasal yorum’ şeklinde değerlendirebiliriz” ifadelerini kullandı. Panel izleyicilerin sordukları sorulara katılımcıların cevap vermesiyle sona erdi.