Sakarya Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Büyükşehir Akademi’de Mesnevi Okumalarında dersler tüm hızıyla devam ediyor. Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı dersliklerinde gerçekleşen son derste öğrencileri ile bir araya gelen Yrd. Doç. Dr. Sezayi Küçük, derste Hz. Mevlana’nın Şeb-i Arûs mirası üzerine konuştu.

 Aşığın maşuka kavuşması

Küçük, “Şeb-i Arûs akşamı tıpkı aşığın maşuka kavuşması gibidir. Düğünlerde düğün sahiplerinin neşeleri paylaşılır ve iştirak ile çoğaltılır. Aynı şekilde Mevlevi canlar da Hz. Mevlana’nın bu Şeb-i Arûs’unu yani hakka kavuşma anını sevinç ve neşe içerisinde tefekkürle, kendilerinin de vuslat makamını düşünerek geçirirler. Ölümü anlarlar, ölümü düşünürler ve Hz. Mevlana’nın bırakmış olduğu Şeb-i Arûs mirasından istifade ederler. İçinde bulunduğumuz yolculukta nasıl ki ezel âleminden gelip bu şahadet âleminde bir durağa gelinmişse, şimdi başka bir durağa doğru yolculuk var. Şu anda bir trendeyiz. Hızla giden trenden dışarıya bakıyoruz ve yanımızdan adeta bütün zaman ve mekân akıp gidiyor. Bizde günbegün ahiret hayatına böylece yaklaşmış oluyoruz” ifadelerini kullandı.

 Ölüme ibret nazarıyla bakılmalı

Yaşama sevinci içerisinde hayatı sürdürürken ölüm ürpertisinin de bize bir fayda sağlaması gerektiğini belirterek derse devam eden Sezayi Küçük, “Bu sebeptendir ki ecdadımız mezarlıkları şehirlerin içine yapmıştır, hatta merkezi camilerin hemen kenarındadır. O camilerin kabirlerine defnedilen insanlar ise genelde dünya hayatında yüksek mertebelerde bulunan insanlardır. Bizler bunu görüp ‘Tabi bu insanlar torpilli ya böyle yerlerde yatıyorlar deriz.’ Hâlbuki ibret nazarıyla baktığımızda, anlatılmak istenen şudur; ‘Ey insanlar, bunlar padişah idi, vezir idi, çok büyük varlıkları olan insanlar idi, fakat gördüğünüz gibi onlar da ölümü tattılar.’ Eskiden devletin önemli mevkilerinde bulunan görevlilerin başlarında büyük kavuklar olduğunu biliyoruz. Esasında bu kavukların bu kadar büyük olmasının sebebi onları sarmalayan bezin bu devlet görevlilerinin kefeni olmasıdır. Her iş başına oturduklarında onlara ‘Bakın kefeniniz başınızda, sizler de ölümlüsünüz. İşinizi ona göre yapın’ mesajı verilmektedir” dedi.

 Hayatı ölümle bitirenler yanlış anlıyorlar

Sezayi Küçük dersini şu sözlerle sürdürdü; “Her birimizin gölgesi arkamızdan gelirken bize ‘Ölüm var ona göre yaşa demektedir.’ Hz. Mevlana’nın bu noktada bize anlattığı da, tıpkı diğer ariflerde olduğu gibi neşeyi bulabilmek içindir. Yani Şeb-i Arûs demiş olması, ‘Öyle yaşa ki ölmeyesin’ demek içindir. Öyle yaşa ki ölüm seni mahzun etmesin, seni sıkıntıya sokmasın. Hak Teâlâ ‘Biz gökleri ve yeri ve bunlar arasında bulunanları oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık’ diyor. Demek ki her şeyin bir maksadı ve gayesi var ve ölümde bunlardan biri. Peygamberimiz Hz. Muhammed ise ‘Ben size biri sesli biri sessiz iki nasihatçi bıraktım. Ölüm sessiz nasihatçidir, Kuran-ı Kerim ise daima size sesli olarak nasihat eder’ diyor. Bilirsiniz ki bütün canlılar ölümü tadacaktır ve dönüş yine Allah’adır. İşte hayat bu. Daha doğrusu bitmeyen hayat bu. Biten hayatı ölümle bitirenler yanlış anlıyorlar demektir.”