Sakaryaspor, bu sezon İsmail Gürses başkanlığında kamuoyu tarafından benimsenen Büyükşehir Belediye Başkanı Zeki Toçoğlu’nun desteklenen bir yönetimle şampiyonluk parolası ile yola çıktı.

   Bulunduğumuz 3ncü Lig için rekor sayılabilecek transferler yapıldı. Buna rağmen ilk yarıyı lider Afyonspor’un 3 puan gerisinde ancak 2. olarak tamamlayabildik.

   Sakaryaspor’un ilk yarıda böylesi güçlü bir kadro ile arzu edilen yerde olamamasının bence tek bir nedeni vardı.

   Takım olamadık.

   Daha doğrusu yeni transferler 3. Profesyonel Lig’e bir türlü adapte olamadılar. Bazıları geldikleri üst liglerde kaldılar.

   Bir türlü 3. Lig’in hırçın havasına, “Tekmeye kafa” anlayışına ayak uyduramadılar.

   Kazanmak için ismin yeterli olmadığını, sahada mücadele etmeden isim ile maç kazanılamayacağını bir türlü anlayamadılar.

   Zaman zaman bu sütunlarda Sakaryasporlu futbolcuların sahaya sanki takım elbise ile çıktıkları benzetmesini yapmıştım.

   Çok değil, bir-iki maçta takım elbiseleri çıkarıp maça çıktıklarında keyifli galibiyetler aldı, ama bu maçlar çok sınırlı kaldı. Çoğu maçı zorlanarak kazandık.

   Doğal olarak böylesi bir kadro takım olamıyorsa, sahaya çıkıp çatır çatır mücadele edemiyorsa, bunun öncelikli sorumlusu o takımın teknik direktörüdür. Varsa sportif direktörüdür.

   Bu anlayışla Sakaryaspor, ilk yarının ortalarında teknik direktör değişikliğine gitti. İsmail Cem Cambaz’ın yerine bir ara futbolcu olarak transfer edileceği gündemde olan, bizim evladımız Tuncay Şanlı getirildi.

  Sakaryaspor, Tuncay Şanlı ile iyi bir ivme yakaladı. Taraftar ile güzel bir diyalog kuruldu.

   Gerçi pek istenen sonuçlar alınamadı. Bunun için takımda geniş çaplı bir revizyona gidildi. Devre arasında bizim lig için gerçekten flaş sayılabilecek transferler yapıldı.

   Sakaryaspor devre arası transferde gol yollarındaki sıkıntıyı çözmek için hep hücum oyuncularına yöneldi.

   Kaleci transferine gerek görülmedi.

   Kadromuzda Hüseyin gibi bir kaleci varken, ben de kaleci transferini gereksiz görüyordum.

   Ne yazık ki Sakaryaspor, 2. yarıdaki ilk maçımız olan Adliyespor maçına kalede Hüseyin yerine, yine Ozan ile başladı.

   Ozan’ın kalecilik mazisi olumlu notlar ile dolu, ancak ilk yarı sonunda taraftarlarla girdiği diyalog nedeniyle bence bir süre kendini dinlemesine fırsat tanınmalıydı.

***

   Şampiyonluğa oynayan üst derece kadroya sahip Sakaryaspor’un, küme düşmemeye oynayan Adliyespor’a 4-2 mağlup olması yenilgi değil, bence hezimettir. Ayrıca Adliyespor, attığı 4 golün dışında bir o kadar da net gol pozisyonundan yararlanamamış.    

   Sakaryaspor açısından tam bir hezimet. 

   …Ve bu hezimetin tek suçlusu Kaleci Ozan değildir. Takım olarak dövülmüşüz. Yenilen 4 golde Ozan ile birlikte tüm defans hatalı. O dağınıklık içinde Ozan da dağılıp gitmiş.

 

Çözüm de Tuncay Şanlı’da

   Sakaryaspor’un Adliyespor karşısında hezimete uğramasının en gerçekçi nedenini Teknik Direktör Tuncay Şanlı, maç sonunda büyük bir açık yüreklilikle açıklamış.

   “Sahaya çıktığımızda rakipten daha fazla mücadele etmeliyiz. Bugün rakip bizden daha fazla mücadele etti.”

   Tuncay Şanlı hezimetin şifresini görmüş.

   Şanlı diyor ki, “Bir maç koşmadan, mücadele etmeden kazanılmaz. Ne yazık ki, Adliyespor karşısında yeterince koşup mücadele etmedik.”

   Bu eksikliği gören Tuncay Şanlı, en kısa sürede gördüğü bir eksikliği gidermenin yollarını bulmalıdır.

   Sahada koşan, mücadele eden bir Sakaryaspor’un karşısında hiç bir rakip duramaz.

   Bunu sağlamak da Tuncay Şanlı’nın görevidir.

   İş teşhisi koymakla bitmiyor.

   Teşhis doğrultusunda tedavi yapılamazsa; “Hasta sizlere ömür.”