Sabah işe giderken aynı manzarayla karşılaşıyoruz. Otobüste yan yana oturan insanlar, ama kimse kimseyle konuşmuyor. Herkesin elinde bir telefon, herkes başka bir ekranda. Kalabalıklar hiç bu kadar sessiz olmamıştı.
Gün içinde yüzlerce mesaj atıyor, onlarca paylaşım görüyoruz. Buna rağmen kendimizi hiç olmadığı kadar yalnız hissediyoruz. Çünkü artık konuşmak yerine yazıyoruz, dinlemek yerine geçiyoruz, anlamak yerine yorum yapıyoruz.
Eskiden bir haber tartışılırdı. Aynı masa etrafında, farklı görüşler çarpışırdı. Bugün ise herkes kendi fikrini duymak istiyor. Algoritmalar bize zaten katıldığımız düşünceleri gösteriyor. Farklı olana tahammül azaldıkça, ortak akıl da sessizleşiyor.
Asıl sorun teknoloji değil. Sorun, teknolojinin bizi tembelleştirdiği düşünme biçimi. Hızlı tüketilen bilgiler, hızlı verilen tepkiler ve hiç durmadan akan bir gündem… Düşünmeye vakit kalmıyor.
Oysa toplum dediğimiz şey, sadece aynı sokakta yaşamak değildir. Aynı sorunlara kafa yormak, aynı geleceği paylaşmak demektir. Bunu yapmadığımızda kalabalık oluruz ama toplum olamayız.
Belki de ara sıra durup etrafımıza bakmalıyız. Telefonu cebimize koyup, yanımızdaki insana “Nasılsın?” demeliyiz. Çünkü gerçek bağlar, hâlâ yüz yüze kurulan cümlelerde saklı.
Sessiz kalabalıkların içinde kaybolmamak için, önce kendi sesimizi hatırlamamız gerekiyor.
Yorumlar 0
Yorum Yap
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!